Sosyolog, Araştırmacı: Ural Hatemi
İran’da 28 Aralık 2025’te başlayan protestoların ardından, ülke kamuoyunda ve özellikle muhalif çevrelerde siyasi liderlik, örgütlenme ve yeni siyasal yapılar yeniden yoğun biçimde tartışılmaya başlamıştı. Bu tartışmaların merkezinde ise, muhalif hareketlerin en temel ve aynı zamanda en karmaşık sorunu yer alıyor: ortak ve meşru bir liderliğin yokluğu.
Liderlik Sorununun Tarihsel ve Yapısal Arka Planı
İran’da tek bir lider etrafında şekillenen muhalefetin ortaya çıkamaması, rastlantısal değil; tarihsel süreçlerin ve yapısal koşulların bir ürünüdür. 1979 Devrimi ve İslam Cumhuriyeti’nin 47 yıllık tecrübesi, toplumda karizmatik liderliğe karşı derin bir güvensizlik oluşturmuştur. Toplumun önemli bir kesimi, güçlü bir liderliğin yeniden otoriterliğe yol açabileceğinden endişe etmektedir.
Bu nedenle düşünürler ve siyasi gruplar, klasik liderlik modelleri yerine yeni mücadele biçimleri ve alternatif siyasal yapılar üzerine tartışmalar yürütmektedir.
Baskı Mekanizması ve Dağınık Muhalefet
Öte yandan, onlarca yıldır siyasi partilerin, sendikaların ve bağımsız sivil toplum kurumlarının sistematik biçimde tasfiye edilmesi, örgütlü ve toplumsal liderliğin gelişme ihtimalini ortadan kaldırmıştır. İslam Cumhuriyeti’nin güvenlik mimarisi, her tür muhalif liderliği kısa sürede bastıracak şekilde inşa edilmiştir.
Bu koşullar altında protestolar kaçınılmaz olarak merkezi olmayan, dağınık ve ağ tipi bir karakter kazanmaktadır.
Türk Muhalefetinde Krizin Daha Derin Boyutu
İran’daki gayri-Fars etnik grupların örgütlenme ve liderlik sorunları birbirinden farklıdır. Türkler, Kürtler, Beluçlar ve Araplar bu sorunlarla farklı düzeylerde yüzleşmektedir. Ancak Türklerde bu kriz daha karmaşık ve derindir.
Bu durum yalnızca bireysel yetersizliklerle açıklanamaz. Türk muhalefetindeki liderlik ve örgütlenme krizi; yapısal, söylemsel ve tarihsel bir nitelik taşımaktadır. Uzun yıllara yayılan baskılar, dil ve kimliğin inkârı, siyasal kurumların oluşmasına izin verilmemesi ve iç parçalanmalar, ortak bir liderliğin doğmasını fiilen imkânsız hâle getirmiştir.
İdeolojik Parçalanma ve Söylem Krizi
Türk siyasi aktörlerin tamamı etnik ayrımcılığa karşı aynı hatta durmamaktadır. Bazıları reformist hareketlerde, bazıları liberal-merkezci ya da sol yapılarda yer almıştır. Bu durum, ortak bir siyasi dilin, net bir programın ve birleşik bir stratejinin oluşmasını engellemiştir.
“Türkçülük”, “Azerbaycancılık” ve hatta “İrancılık” söylemleri; “bağımsızlık”, “federalizm” ve “cumhuriyetçilik” gibi farklı siyasal projelerle çatışmaktadır. Sorunun tanımı konusunda dahi uzlaşma yoktur. Bu söylemsel belirsizlik, örgütlenme ve liderlik krizini daha da derinleştirmiştir.
Azerbaycan Milli Hareketi: Sembolik Güç, Kurumsal Zayıflık
“Kısaca Azerbaycan Milli Hareketi” olarak bilinen yapı, geçmişte güçlü bir itiraz dili ve sembolik enerji üretmiştir. Ancak kurumsal ağlar, karar alma mekanizmaları ve güvenilir liderlik yapıları oluşturulamadığı için bu enerji kalıcı toplumsal seferberliğe ve somut siyasi kazanımlara dönüştürülememiştir.
Bugün hareket; operasyonel kapasitesi zayıflamış, söylemsel sorunlarla yüklü ve parçalanmış bir görünüm sergilemektedir. Toplum üzerindeki etkisini yönetememiş, halkı örgütlü siyasal eylem düzeyine taşıyamamıştır.
Diaspora Siyaseti ve Gerçeklik Kopuşu
Yurt dışındaki Türk siyasi aktörlerin önemli bir kısmı, ülke içindeki toplumsal gerçeklikten kopmuştur. Muhalefet faaliyetleri çoğunlukla sosyal medya, açıklamalar ve sembolik duruşlarla sınırlı kalmaktadır. Bu aktörler, içerideki halkın geçim, dil, çevre ve güvenlik gibi somut sorunlarını yeterince yansıtamamaktadır.
Bu durum, içerideki aktörlerle dışarıdaki figürler arasında karşılıklı güvensizlik yaratmış; söylem siyaseti ile gerçek toplumsal siyaset arasındaki uçurumu büyütmüştür.
Örgütsel Dağınıklık ve Sahte Yapılar
Son 20 yılda benzer ideolojik çizgide, farklı isimler altında çok sayıda yapı kurulmuş; ancak aralarında etkili bir dayanışma geliştirilememiştir. Sosyal medyada var olan, sahada karşılığı olmayan “sözde örgütler”, gerçek örgütlenme fikrine ciddi zarar vermiştir.
Kaçırılan Tarihsel Fırsat
Türk siyasi hareketinin, diğer gayri-Fars halklarla birlikte ortak ve eşgüdümlü bir demokratik cephe oluşturması tarihsel olarak mümkündü. Ancak örgütsel parçalanma, birey merkezli rekabet ve ortak çerçevelerin yokluğu nedeniyle bu fırsat değerlendirilememiştir.
Sonuç olarak toplumsal hoşnutsuzluk, kolektif ve etkili bir siyasal güce dönüşememiştir.
Sonuç olarak: Çıkış Yolu Nerede?
Bugün İran toplumunda –özellikle Azerbaycan Türkleri arasında– siyasal bilinç ciddi biçimde artmıştır. Ancak bu bilinç, örgütlü ve yönlendirici bir güce dönüşememektedir.
Bu kriz;
- birey merkezli siyasetten vazgeçilmeden,
- kolektif ve program merkezli örgütlenmeye geçilmeden,
- toplumun gerçek ihtiyaçları dikkate alınmadan,
- uzmanlık ve eleştiri karar alma süreçlerine dahil edilmeden
aşılamaz.
Aksi hâlde, artan toplumsal farkındalık sürekli bir siyasi sonuç üretmeden dağılmaya mahkûm olacaktır.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
