Geçtiğimiz günlerde yayılan bilgilere göre, Kanada’nın Toronto kentinde düzenlenen bir protesto gösterisinde, Güney Azerbaycan Türklerinin İran İslam Cumhuriyeti molla rejiminin faşist ve inkârcı politikalarına karşı yürüttüğü meşru mücadeleyi simgeleyen bayrak hedef alındı. Görgü tanıklarının ve paylaşılan görüntülerin ortaya koyduğu üzere, söz konusu bayrak Pehlevi yanlısı olduğu belirtilen kişiler tarafından saldırıya uğradı ve parçalandı.
Bu olay, başta siyasi ve sivil toplum aktivistleri olmak üzere geniş kesimlerin sert tepkisine yol açtı. Yapılan değerlendirmelerde saldırı, yalnızca bir bayrağa değil; bir halkın kimliğine, hafızasına ve özgürlük mücadelesine yönelik açık bir tahakküm ve yok sayma girişimi olarak nitelendirildi.
Toronto’daki bu saldırı münferit bir olay değildir. Aksine, son dönemde Londra ve Berlin gibi şehirlerde yaşanan benzer görüntülerle birlikte okunduğunda, kendilerini “muhalif”, “Pahleviçiler ” ve “İran’ın yarını” olarak pazarlayan bazı çevrelerin derinlikli bir faşist zihniyet taşıdığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
Nitekim daha önce Avrupa’da düzenlenen protestolarda, Güney Azerbaycan Milli Hareketi’ne mensup Türk aktivistlerin, kendi bağımsız kimlikleri ve mücadele bayraklarıyla alana çıkmaları, kamuoyunda “Saltanatçi” olarak anılan grupların organize, fiziki ve son derece vahşi saldırılarıyla karşılık bulmuştu. Küfür, tehdit ve linç girişimi boyutuna varan bu saldırılar, izleyenleri dehşete düşürmüştü.
Ortaya çıkan tablo nettir:
Bugün “özgürlük” ve “insan hakları” söylemiyle meydanlara çıkan bu zihniyet, farklı bir bayrağa, farklı bir ulusal kimliğe ve çoğulcu bir gelecek fikrine dahi tahammül edememektedir. Bu yaklaşım, İran İslam Cumhuriyeti’nin tekçi ve baskıcı anlayışından özde hiçbir fark taşımamaktadır.
Toronto’da bir bayrağı parçalayan el ile, Londra sokaklarında bir aktivisti yumruklayan zihniyet aynıdır. Ve bu zihniyet, yarın iktidara gelirse özgürlük değil, daha ağır bir baskı rejimi vaat etmektedir. Tarih defalarca göstermiştir ki, iktidara gelmeden bu kadar saldırgan olanlar, iktidarda çok daha acımasız olur.
Bu nedenle yaşananlar, yalnızca Güney Azerbaycan Türkleri için değil, İran coğrafyasındaki tüm halklar için ciddi bir uyarıdır. Faşizm bazen üniforma giyer, bazen de “muhalefet” maskesi takar.
Azerbaycan Türk Milleti bu gerçeğin farkındadır. Bugün açıkça sergilenen bu faşist refleksler, Güney Azerbaycan halkının bağımsızlık, milli egemenlik ve halk iradesine dayalı bir gelecek talebinin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Azerbaycan, celladı değiştirmek için mücadele etmiyor; zulmü kökten reddediyor.
HARAYHABER olarak soruyoruz:
Henüz güce ulaşmadan bayrak parçalayan, sokaklarda linç girişiminde bulunanlar, yarın devlet gücünü ele geçirirse ne yapacaktır?
Bu sorunun cevabı, bugün Toronto’da kırılan bir bayrakta, Londra’da atılan bir yumrukta ve Berlin’de savrulan bir küfürde saklıdır.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
