Türkiye’de Güney Azerbaycan meselesi hâlâ büyük ölçüde yanlış bir yerden okunuyor. Bu yanlış okuma; bilgisizlikten çok, zihinsel bir tembellikten ve eski kalıplara duyulan alışkanlıktan besleniyor. Oysa sahaya bakan, tarihi doğru yerden okuyan ve toplumsal dönüşümü izleyen herkesin rahatlıkla görebileceği bir gerçek var:
Güney Azerbaycan Türkleri, Türk dünyası içinde en yüksek siyasal bilinç, en güçlü demokratik refleks ve en berrak millî farkındalığa sahip topluluklardan biridir.
Buna rağmen bazı çevreler, yüzyıllar öncesinin Şii–Sünni fay hatlarına sıkışmış zihinsel tortularını bugünün Güney Azerbaycan gerçeğine taşımakta ısrar ediyor. “Güney Azerbaycan Şiidir” diyerek meseleyi kapattığını zanneden bu yaklaşım; ne bir analizdir ne de bir açıklama. Bu, Arap merkezli din tasavvurunu Türk kimliğinin üzerine örtme çabasından ibaret bir kaçıştır.
Çünkü Güney Azerbaycan Türklüğü’nün tarihsel yürüyüşü din merkezli değil; kimlik, adalet, özgürlük ve millet bilinci eksenlidir. İnanç, bireyin vicdanında korunur; ancak siyaset, akıl ve toplumsal sorumluluk üzerinden şekillenir. Bu yönüyle Güney Azerbaycan Türkleri, dinin siyasallaştırılmasına değil; siyasetin insanileştirilmesine mesafe koyan ender topluluklardan biridir.
İran rejiminin asıl korkusu da tam olarak buradadır.
Ne mezhep farklılığıdır ne de dış müdahale…
Rejimi sarsan şey, dinle değil kimlikle konuşan; sloganla değil bilinçle hareket eden bir Türk kitlesinin varlığıdır.
Türkiye açısından meseleye stratejik bakmak zorundayız. Güney Azerbaycan, ne romantik bir “kardeşlik” söylemiyle ne de mezhepçi reflekslerle anlaşılabilir. Burası; modern siyasal bilinci, seküler kamusal duruşu ve güçlü millet fikriyle, Türk dünyasının geleceğini şekillendirecek en kritik sosyolojik merkezlerden biridir.
Zamana biraz daha sabırla bakmak yeterlidir. Çok uzun yıllar geçmesine gerek kalmadan, Güney Azerbaycan Türklüğü’nün; Türk dünyasında en demokrat, en bilinçli ve dinî dogmalardan en çok arınmış topluluklardan biri olarak anıldığını hep birlikte göreceğiz. Bu bir temenni değil; sosyolojik bir kaçınılmazlıktır.
Bugün anlamak istemeyenler olabilir.
Ancak tarih, her zaman olduğu gibi, gerçeği bağıranlara değil; sabırla inşa edenlere haklılığını teslim eder.
Ve o gün geldiğinde, bu hakikat yalnızca duyulmayacak; bizzat yaşanacaktır.
✍️ Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
