2026 Dönüşüm Sürecine Sosyopolitik Bir Projeksiyon
HARAYHABER – Stratejik Analiz / Ortadoğu / İran
2026 yılının ilk haftaları, Orta Doğu’nun kadim siyasi coğrafyasında bir dönemin kapanışına ve yeni bir toplumsal gerçekliğin doğumuna tanıklık etmektedir. İran İslam Cumhuriyeti, Aralık 2025’in son günlerinden itibaren başlayan ve Ocak 2026’nın ortalarına gelindiğinde tüm ülkeyi bir yangın yerine çeviren protesto dalgalarıyla sarsılmaktadır. Bu süreçte Güney Azerbaycan, yani İran’ın kuzeybatısında yaşayan Türk toplumu, sadece ekonomik bir hoşnutsuzluğun taşıyıcısı değil, aynı zamanda ülkenin siyasi kaderini belirleyecek olan mimarı olarak sahneye çıkmaktadır. Sosyolojik bir perspektifle bakıldığında, Tahran’ın merkezindeki sınıfsal öfke ile çevredeki (periphery) etnik kimlik bilincinin kesişimi, İran devletinin geleneksel yapısını kökten tehdit eden yapısal bir kırılmaya işaret etmektedir.
Yapısal Krizin Ekonomik ve Toplumsal Dinamikleri
İran’daki mevcut krizin fitili, görünüşte ekonomik bir çöküşle ateşlenmiştir. 2025 yılının sonunda İran Riyali’nin (IRR) ABD doları karşısında yaşadığı serbest düşüş, Ocak 2026 itibarıyla riyalin 1,4 milyon seviyesine gerilemesine neden olmuştur. Bu, sadece bir para birimi krizi değil, aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin alım gücünün tamamen yok olması anlamına gelmektedir. Gıda fiyatlarındaki %72’lik artış ve yıllık %40–60 aralığına oturan enflasyon, 2025 Eylül ayında nükleer anlaşmaya dair umutların sönmesinin doğrudan bir sonucudur.
Ekonomik Göstergeler ve Sosyopolitik Yansımalar
| Ekonomik Gösterge | Ocak 2025 | Ocak 2026 | Sosyopolitik Yansıma |
|---|---|---|---|
| Riyal / USD | 700.000 | 1.400.000 | Sosyal sözleşmenin iflası |
| Gıda Enflasyonu | %35 | %72 | Açlık sınırı ve “Bazaar” isyanı |
| Genç İşsizlik | %25 | %45 (tahmini) | Gen Z protestolarının yakıtı |
Ekonomik verilerin ötesinde, Ocak 2026 krizini önceki dalgalardan ayıran temel unsur, protestoların coğrafi yayılımıdır. 186 şehir ve 31 eyaletin tamamına yayılan hareketlilik, devletin “güvenlikli merkez” (Tahran) ve “istikrarsız çevre” ayrımını fiilen ortadan kaldırmıştır. Büyük Pazar’da başlayan kepenk kapatma eylemleri, üniversite öğrencileri ve sanayi işçilerinin katılımıyla ulusal bir genel greve dönüşmüştür.
Güney Azerbaycan: Etnik Çevreden Siyasi Merkeze
Güney Azerbaycan’daki mobilizasyon, İran genelindeki protestolardan hem niceliksel hem niteliksel olarak ayrışmaktadır. Ocak 2026’nın ilk iki haftasında Tebriz, Urmiye ve Erdebil’de düzenlenen eylemler, doğrudan “Milli Hükümet” ve “Özgürlük” sloganlarıyla siyasallaşmıştır. 8 Ocak 2026 yürüyüşlerinde atılan “Azadlık, Adalet, Millî Hükümet” sloganı, bölgenin özgün bir siyasi statü arayışına işaret etmektedir.
Güney Azerbaycan’daki hareketliliğin gecikmeli fakat daha örgütlü başlaması, bölgenin İran devleti içindeki tarihsel konumuyla ilişkilidir. Azerbaycan Türkleri, hem ordu hem de ekonomi (Bazaar sınıfı) içinde güçlü bir temsile sahip olmuştur. Ancak Ocak 2026 gelişmeleri, rejimin bu bölgeyi “sadık kale” olarak okuma stratejisini bozmuştur. Göstericiler, hem mevcut rejime hem de sürgündeki monarşist muhalefete (Pehlevi hareketi) mesafeli durarak kendilerini “üçüncü yol” olarak tanımlamaktadır.
Türkiye Siyasetinin Yaklaşımı ve İç Dinamikler
Ocak 2026 itibarıyla Türkiye, İran’daki krizi “bölgesel istikrar” ve “beka” ekseninde çok katmanlı biçimde ele almaktadır. Ankara, İran’ın toprak bütünlüğünü savunurken, Güney Azerbaycan’daki soydaşlarının haklarını da stratejik gündemine dahil etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümeti, protestolara yönelik “dış müdahale karşıtı” sert bir tutum sergilemektedir. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sorunların İran toplumunun iç dinamikleriyle çözülmesi gerektiğini vurgulamış; İsrail ve ABD kaynaklı müdahalelerin daha büyük krizlere yol açacağı uyarısında bulunmuştur. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise protestoların meşru ekonomik gerekçeleri bulunduğunu kabul etmekle birlikte, dış manipülasyon riskine dikkat çekmiştir.
Ankara’nın öncelikleri:
- PKK/PJAK tehdidinin önlenmesi
- Olası göç dalgalarının durdurulması
- Zengezur Koridoru ve bölgesel ulaşım hatlarının güvenliği
Türkiye iç siyasetinde ise İran krizi, iktidar–muhalefet arasında yeni bir tartışma başlığı açmıştır. CHP, demokratik taleplere daha fazla vurgu yapılması gerektiğini savunurken, iktidarın “otoriter rejim dayanışması” içine girmemesi gerektiğini dile getirmektedir.
“Bir Millet İki Devlet”ten “Tek Strateji”ye
Ankara ve Bakü’nün İran krizine karşı geliştirdiği ortak yaklaşım, 2026’nın en dikkat çekici jeopolitik hamlelerinden biridir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde ortak askeri tatbikat önerisi, Güney Azerbaycan’daki gelişmelere yönelik bir caydırıcılık mesajı olarak okunmaktadır.
Yeni Bir Güney Azerbaycan Doğuyor
Ocak 2026 krizinde Güney Azerbaycan’ı özgün kılan, sosyolojik bir “olgunlaşma” evresini tamamlamış olmasıdır. Bu süreç, 1906 Meşrutiyet Devrimi ile 1945 Milli Hükümet deneyiminin modern bir sentezi niteliğindedir.
Protestoların sosyolojik profili çok katmanlıdır:
- Gen Z ve üniversite gençliği
- Bazaari (pazar esnafı)
- Güvenlik güçleri içindeki Azerbaycan Türkleri – IRGC içindeki bu kesimin kendi halkına ateş açmayı reddetmesi, rejimin baskı aygıtındaki en büyük yapısal risktir.
Epilog: Güney Azerbaycan’ın “Yeni Zamanı”
Güney Azerbaycan, Ocak 2026 dönüşümünde pasif bir izleyici değildir. Türkiye’nin temkinli ama korumacı yaklaşımı, Bakü’nün artan özgüveni ve bölge halkının “Milli Hükümet” talebi, İran’ın geleceğini Tahran’daki merkezlerden Tebriz’in meydanlarına taşımaktadır.
İran’ın geleceği; federalleşme, çöküş veya askeri diktatörlük seçenekleri arasında şekillenirken, Güney Azerbaycan bu dönüşümün hem motoru hem denge noktasıdır. Ankara–Bakü ekseninin 2026’da geliştirdiği “aktif bekleyiş” stratejisi, Güney Azerbaycan Türklerinin bölgenin yeni jeopolitik şafağında kurucu aktör olduğunu ortaya koymaktadır.
Dr. Hamid Şehanegi
Araştırmacı – Akademisyen
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.